Kategori: Yaşam

Artık Erkek Çocuk Saplantımız Yok

Bilirsiniz, eskiden her Türk ailesi mutlaka bir erkek çocuk sahibi olmak isterdi. Çünkü erkek çocuk hem soyun devamı hem de bir nevi güç göstergesi olarak algılanırdı. Bu nedenle erkek çocuk doğuran kadın daha fazla itibar görürdü. Kız çocuk doğuranlara ise içten içe dudak bükülürdü. Hatta çok yerde rastlanmıştır; 4-5 kız çocuktan sonra erkek çocuk dünyaya geldiğinde aileler artık çocuk yapma işini orada bırakırlardı.

Şimdilerde ise ülkemizde böyle bir duruma pek rastlanmıyor. Bunun tamamen bittiğini söyleyemeyiz ama sağlıklı olsun da kız veya erkek farketmez görüşü daha fazla yaygın hale gelmiş durumda. Bunda en büyük etkenin de eğitimin yaygınlaşması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Türk aile yapısında son 30 yıldaki değişimleri inceleyen bu yılın TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibi Koç Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın araştırması, 1970’li yıllarda ekonomik nedenlerle erkek çocuğu yaşlılıkta güvence olarak gören Türk insanının, 2000’li yıllara gelindiğinde bu düşüncesini büyük oranda terkettiğini ortaya koydu.

”Çocuğun Değeri Araştırmasına” göre, 1970’li yıllarda yüzde 84 oranında erkek çocuk tercihi gösteren aileler, 2000’li yıllara gelindiğinde özellikle şehirlerde bu tercihini yüzde 41’e kadar düşürdü.

Kente göçle, sosyal güvenceye kavuşan Türk aileler, artık çocuklarına eskisi gibi bağımlı değil, ancak hala çok bağlı olmasıyla da Avrupalı ailelerden ayrılıyor.

Kağıtçıbaşı’nın 1970’lerde başladığı ”Çocuğun Değeri Araştırması”, Kore, Filipinler, Singapur, Tayvan, Tayland, Türkiye, Endonezya, ABD ve Almanya’da büyük bölümü doğurgan yaşlarda kadından oluşan 20 binden fazla evli kişiyle yürütüldü. Türkiye’de ise örneklem sayısı 2 bin 300 dolayında idi.

Yapılan mülakatlar sonunda ortaya çıktı ki, kadınlar için çocuğun ”yaşlılık güvencesi” olarak görülmesi, Endedonezya’daki iki alt örneklemde yüzde 93 ve yüzde 98; Filipinler’de yüzde 89, Tayland ve Tayvan’da yüzde 79 ve Türkiye’de yüzde 77 oranında çıktı. Bu değer, Almanya’da ve ABD’de sadece yüzde 8 oranla diğer ülkelerle bir tezat oluşturdu.

Kağıtçıbaşı’nın ikinci araştırması, ilkinden yaklaşık 30 yıl sonra 2003 yılında yapıldı. Çalışmada, her tabakada okul öncesi çocukların genç anneleri, ergenlerin orta yaşlı anneleri ve onların anneleri yer aldı. Daha yaşlı annelerin ergen çocuklarıyla da mülakatların yapıldığı araştırmada, binden fazla katılımcı yer aldı. 2003 araştırmasındaki daha genç anneler, ortalama yaşlarındaki benzerlikler nedeniyle 1975’deki araştırmadaki genç anne örneklemiyle karşılaştırıldı.

Çocuğun ekonomik değeri düştü, psikolojik değeri yükseldi

2003’deki en dikkate değer bulgu, çocukların ”ekonomik-faydacı değerindeki düşüş” ve ”psikolojik değerindeki keskin yükseliş” olarak açıklandı. Katılımcıların 1975’de ve 2003’deki çocuk sahibi olma isteklerinin sebeplerinin karşılaştırmasına göre, 2000’li yılların Türkiye’sinde ailelerin çocuk sahibi olma nedeni olarak öne sürülen neşe, zevk, sevgi gibi psikolojik değerler daha ön plana çıktı.

Buna karşılık çocuğun yaşlılık güvencesi yararı ve diğer maddi yararları ve erkek çocuk sahibi olma isteği çocuk sahibi olmada daha önemsizleşti.

Kağıtçıbaşı, araştırmasında son 30 yılda Türkiye’de ekonomik büyüme ve şehirleşmeyle ilgili önemli sosyal yapısal değişiklikler yaşandığına işaret ediyor ve iki çalışmadan ortaya çıkan sonuçların bu değişiklikleri yansıttığını belirtiyor. Çocuğun aile ve toplumn içindeki değeri aslında o toplumun bir aynası niteliğinde.

Araştırmada, 2003 katılımcılarının üçte ikisi kırsaldan kentsele dönüşmüş yaşam tarzlarını yansıtıyor. Günümüz Türkiyesi’nde de nüfusun üçte ikisini kentliler oluşturuyor. Kentli yaşam tarzı demek de yetişkin evlat desteğine alternatif olarak sosyal güvenlik gibi yaşlılık güvencesi kaynaklarını içeriyor. Aynı zamanda çocuklar çalışmak yerine okulda daha uzun süre kalıyor ve böylece anne babaları için masraf yaratıyor. Bu durum da çocukların maddi katkılarını daha önemsiz hale getiriyor.

Bağımlılık bitiyor, bağlılık artıyor

Kağıtçıbaşı’nın Türk aile yapısı üzerinde biçimlendirdiği ”Aile Değişimi Kuramı”, sosyoekonomik gelişmeyle azalan unsurun nesiller arası maddi bağımlılıklar olduğunu gösteriyor. Psikolojik bağlılıklarda ise azalma görülmüyor. Bu, 2003’teki araştırmada ortaya çıkan çocuğa daha güçlü psikolojik değer atfedilmesinde kesinleşiyor.

Bu sonuçlar, Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren kentli ve orta ve yüksek sosyoekonomik düzey grubunda maddi ”Bağımlı Aile Modeli”nin değil, psikolojik ve duygusal olarak ”Karşılıklı Bağlı Aile Modeli”nin ortaya çıktığını gösteriyor. Bu model, Batıdaki ”Bağımsız Aile Modeli”nden de geleneksel tarım toplumunun ”Bağımlı Aile Modeli”nden de farklı bir sentez model.

Kentli-orta ve yüksek sosyoekonomik düzeyli anneler yaşlılıkta çocuklarından en az maddi yardım bekliyor; onları kentli düşük gelir grubu ve kırsal kesim izliyor.

Cinsiyet giderek önemsizleşiyor

Araştırmada, ailelerin cinsiyet tercihine bakıldığında 1970’li yıllarda araştırmada, yüzde 84 erkek çocuk tercihi ve yüzde 16 kız çocuk tercihi olduğu ortaya çıktı. 2000’li yılların araştırmasına göre ise, kentli anneler arasında yüzde 41 erkek ve yüzde 58.9 kız çocuk tercihi görüldü. Cinsiyet tercihi kentli orta ve yüksek sosyoekonomik düzey grubunda kentli düşük gelir grubuna göre daha fazla tersine dönüyor. Bu dikkat çekici farklılık, önemli zamansal ve sosyal-yapısal değişiklikleri yansıtıyor ve Prof Dr. Kağıtçıbaşı’nın Aile Değişimi Kuramını da destekliyor.

Çocuğun maliyeti de arttı

Kağıtçıbaşı, AA muhabirine çalışmalarıyla ilgili bilgi verirken, Türkiye genelinde yaptığı ”Çocuğun Değeri Araştırması’nın çocuğa maddi beklentilerle mi, yoksa duygusal tatmin duygusuyla mı bakıldığı yönündeki sorulara yanıt vermek amacıyla yapıldığını ifade etti.

Sosyal değişimle, özellikle kırdan kente geçiş ve eğitim düzeyindeki artışla toplumda çocuğa verilen değerlerde de farklılıklar yaşandığına işaret eden Kağıtçıbaşı, 1970’li yıllardaki araştırmayı 2003’te kısmi olarak tekrar ettiklerini, bunun sonuçlarını da içeren kitabının yurt dışında İngilizce olarak basıldığını bildirdi.

Kağıtçıbaşı, yeni kitabı ”Benlik, Aile ve İnsan Gelişimi : Kültürel Psikoloji” isimli kitabının geçen yıl Türkiye’de basıldığını belirtti.

Türk aile yapısındaki değişimlerin faydacı değer de denilen çocuğun ekonomik değeri üzerine odaklandığını kaydeden Kağıtçıbaşı, geçen süre içinde bunun öneminin azaldığını söyledi.

Kırsal yaşamda tarlada çalışarak ailesine katkı veren çocuğun kent yaşamında tüketici konumuna geldiğini anlatan Kağıtçıbaşı, araştırma sonuçlarına ilişkin şu bilgileri verdi:

”Böylece çocuktan maddi beklentiler azalıyor. Çünkü kentte refah artmış durumda, sosyal güvenceler ortaya çıkıyor. Bunun yanında çocuğun faydacı yararı azalıyor ve maliyeti yükseliyor. Ancak çocuğun genel değeri azalmıyor, çocuğa atfedilen psikolojik değer ön plana çıkıyor. Bunda artış söz konusu. Bu da aile içinde bağlılığın ve sevgi ortamının devam ettiğini gösteriyor. Türkiye’de gelişme ve kentleşmeyle Batı’dakine benzer bir ”bireyleşme-ayrışma” olmuyor çünkü ailede ve insanlar arasında yakın ilişkilerin, bağlılıkların önemi sürüyor. Sadece Türkiye’de değil, Batı dışındaki diğer toplulukçu ”Beraberlik Kültürlerinde” de ailede beraberlik kültürü vardır. Türkiye’de Avrupa’daki gibi bireyleşme ayrışma yerine bağlılık artarak devam ediyor. Bulgular ve teori, ailede maddi bağımlılıkların azaldığını ancak psikolojik bağlılıkların arttığını ortaya koyuyor. Bu da tüm aile sisteminin değiştiğini gösteriyor. Bu ”Karşılıklı Bağlı Aile”de yetişen çocuk ise özerk-ilişkisel benlik geliştiriyor.”

AA

Share